Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÖZÜR DİLİYORUM...

Özür diliyorum... Filistin'de, Irak'ta, Bosna Hersek'te ölen çocuklardan... Onların yaşaması için elimden geleni yap(a)madığımdan dolayı; özür diliyorum... Savaşlara karşı 'savaş' verirken, insanların ölümünü engelleyemediğim için, özür diliyorum... İnsanlara 'bombalardan dolayı öldüler' cümlesini kurdurduğum için sizden özür diliyorum... Silahlanmanın güç gösterisi haline dönüştüğü için; özür diliyorum... Yalan belgelerle ülkesine girilen masum insanlardan özür diliyorum... Savaşı marifet olarak gösterenlere karşı çıkamayıp, aramızdan ayrılanlardan özür diliyorum... Hayatı 'hayat' olarak yaşatıp mücadele ver(e)mediğim için ve bundan dolayı gidenlerden özür diliyorum...

ŞAİRİN GÖZÜNDE... (EĞER BENİ)

Şairin gözünde ben pek vasıflı değilimdir; eğer ona şair, bana vasıflı denirse... Uzaktan bakıldığında ne kadar itici gözükürsem, yakından o kadar çekiciyimdir... Uzaktan bakıldığında ne kadar çekiciysem, yakından da o kadar iticiyimdir... Kimine göre yanlış olan, benim için doğrudur; bazende onlar için doğru olan benim için yanlıştır... Ama bu benimdir, başkası değil, eğer beni ben olarak görürsen... Okurum kendimce kitap, temelime koyarım bir tuğla; eğer beni okuyucu, kitabıda kitap olarak görürsen... Konuşurum bazen abartılı şekilde, bazense susar kalırım öylece... Hayatın dengesizliğinde dengeli olduğum söylenemez; eğer hayatı dengesiz, beni dengeli görürsen... Bağlantısız cümleler kurmaya çalışırım edebi usluba uygun; eğer edebiyatı sevip, üslubumu uygun görürsen... Gecenin karanlığını gündüze çeviren aydınlatma fişeği gibi yakarım kendimi insanları aydınlatmak için; eğer beni aydınlatma fişeği olarak görürsen... :) Yazarım kendimce şiir; eğer bana şair, şiirime şiir denirse...

SANA SESLENİYORUM...

İnsanı öldürmek için değil, yaşatmak için bir mücadele ver. Çocukların büyümesi için uğraş. Ölümden çok, sevgiyi hatırlat onlara... "Bir dakika sonra yaşayacağım mı?" sorusunu sordurmaktansa, "Bir dakika sonra bu dünyanın üstüne neler koyabilirim?" sorusunu sordur... Korkutma, sindirme onları... Bırak oynasınlar sokaklarda... Bırak koşsunlar doyasıya... Atacakları bir sonraki adımda sevmeyi, sevilmeyi öğret onlara... Ölüm korkusundan uzak, yaşam sevgisine yakın bir hayat bahşet... Sana sesleniyorum... Sakın ola ki bunu bir yalvarma olarak görme... Sadece bu dünya da insanları öldürmekten çok daha başka neler yapabileceğini hatırlatıyorum sana... Çicekleri koparmak yerine dalında kalmasını sağla... İnsanları öldürmekten çok yaşat onları... Acı çekmeyi, çektirmeyi öğretme insanlara... Eğer kararlarına akıl yoluyla yaklaşıyorsan; akıllı değilsin... Duygusal bağlamda yaklaşıyorsan; insan değilsin... İnsanın içinde kinden, nefretten, kıskançlıktan başka duygularda var......

BİZ BÜYÜDÜKÇE, GELECEK KÜÇÜLDÜ...

Ben dünün küçüğüydüm, bugün ise daha çok büyümek istemeyen 'büyük'lerdenim... Ben dünün geleceğiydim, bugün ise daha çok geleceği küçülenlerdenim... Eskiden geleceği sabırsızlıkla bekleyen bir çocukken şimdilerde gelecekten korkan bir adamım... Geleceğe umutla bakanlardanken, geleceği ağzına almak istemeyenlerdenim... Bir zamanlar kötümserleri sustururken, şimdi onları konuşturanlardanım... Evim, arabam bir de çok sevdiğim bir eşim olsun diyenlerdenken, 'acaba bir işim olacak mı' diyenlerdenim... Yani ‘ben’, ‘ben’ değilim… Sizde ‘siz’ değilsiniz… Ben; ‘Belki sussam işe yarar’ diye düşünenlerdenken, susmanın yaptığım en büyük hatalardan biri olduğunu anlayanlardanım… Çaresizlikte ‘yardım isteyerek hallederim’ diyenlerdenken, çareyi kendimde arayanlardanım... Başarılı olmak çok zor diye söyleyenlerdenken, başaramayacağım şey yoktur diyenlerdenim… Artık kimseyi sevemeyenlerdenken, bu gönlün herkesi sevecek kadar büyük olduğunu bilenlerdenim… Büyüdükçe geleceği küçülenlerde...

BU YAZININ YENİ MİSAFİRİYİM...

Ben bu yazının yeni misafiriyim. Adım 'kelime'. Misafirim diyorum çünkü bugün buradayım, yarın başka bir yerde... Bazen sevgiyi ifade ediyorum, bazen de nefreti... Ne zaman sevgiyi ifade etsem daha çok yaşıyorum oralarda... Nefret olsam ömrüm kısalıyor o zaman... Nefret sözcüklerine bürünmek istemesem de yakıştırıyorlar bana bu durumu... Hâlbuki çok güler yüzlüyümdür. Paylaşımcıyımdır da. Hayatı severim ama sevmeyenler daha çok bulur beni. İsteksizce onların işlerini yapar sıyrılırım yanlarından… Kader mahkûmuyumdur yani… Bazen haklıları savunuyorum, bazen de haksızları… Kimi zaman iyi oluyorum kimi zaman da kötü… Çoğu kişi ikiyüzlü olduğumu söylüyor bundan dolayı. Öyle karışığım ki onların bu fikirlerini savunuyorum bazen, bazen de kendimi… İnanın bende anlamıyorum bu durumu… Hep kötü durumlarla karşılaşmıyorum tabi ki… En sevdiğim şey küçük bir çocuğun yeni yeni konuşmasına tanıklık etmem… Çocuğun ilk defa ‘anne’ demesi, bana yapılan bütün işkenceleri unutturuyor… Annenin...

BİR GÜN GELİRİM BELKİ...

Çıktığın kapının eşiğinde seni beklerken bulursan talaş etme Kapının ilk günkü rengi, duvarın aynı sıvasıyla karşılayacağım seni Eğer ben yoksam orada anahtar paspasın altında… Aç ve gir içeri, bir gün gelirim belki… Taner YAPKU 5 Eylül 2008 Cuma

SAAT

Sevgilim kolumda saatim yok. Bir bak bakalım saate; Kaç geçe sevmişim seni... Kaç dakika sen olmuşum, Sende ben... Kaç zamandır seninim, Sende benim... Koluma bak bakalım Tenim tenine kaç geçe dokunmuş... Eti, kemik geçe mi? Ete, kemik kala mı yoksa? Taner YAPKU 12 Ağustos 2008 Salı

DERSİN ADI: İNSAN

Evrende kullandığımız bazı kavramlar, nesneler bize çok benzer. Yani biz insanlara... İnsanın ürünü olması dolayısıyla mı bu kadar çok benzer onu bilemem... Dersler mesela... Matematik, Türkçe, Coğrafya, Tarih... Böyle okuyunca sıradan gelebilir fakat altını biraz deştiğimizde bize çok benzerler... Matematik; anneye benzer. Anne öyle bir şeydir ki 2+2'nin 4 etmesi gibi doğrudur. Yöntemi ondan öğrenmezsen sonuçlar yanlış çıkar. Bir karar alacağımız da anneye danışırız çoğu zaman...Şayet anne yaptıysa kafasında sağlama, ondan aldığımız güçle veririz kararımızı... Baba ise tarihtir. Geçmişten bahseder hep. Bizim zamanımızda şöyleydi, böyleydi der. Çoğu zaman abartır, şişirir yaşadıklarını... Mübalağa sanatı yapsa da doğrudur söyledikleri... Neden-sonuç ilişkisine bağlar olayları... Aldatırsa hanımını nedenini anlatır; tabi sonucunu da... Sonra geçmişteki büyük tecrübeleriyle yol göstericidir çoğu zaman... Geçmişteki hataları gelecekte yapmamamız için birçok örnekler verebi...

BENİMSE...

Bu sevgi benimse; bırak sevgimi yaşayayım... Bu kin benimse; bırak kinimi duyayım... Bu hayat benimse; bırak hayatımı yaşayayım.... Taner YAPKU 8 Kasım 2008 Cumartesi

ADAMIN MEMLEKETİ

Burası bir sokak ötedeki mahalle... Ölümün her daim hissedildiği mekan... Kışların ağır geçtiği, Karların geçit vermediği memleket... Burası kurşunların sıcaklığıyla ısanan, Ölümün soğuk yüzüyle üşüyen, Her zaman, her yerde terkedilmişliği oynayan Adamın memleketi... Taner YAPKU 8 Kasım 2008 Cumartesi

NOKTALAMA İŞARETİYİM BEN... YA SEN?

Resim
Bir yazının bölümleri ya da noktalama işaretleri olsaydınız hangisi olmayı tercih ederdiniz? Düşünün ki siz insan değil de noktalama işaretisiniz. Ve sizin göreviniz artık insanların yazılarına hizmet etmek. Ne hissederdiniz? Bir virgül mü olmak isterdiniz? İnsanların hayatına hep yarı nefes alıp vermesine yardım etmesi için... Yoksa bir nokta mı? Son sözleri söylemek gibi... Ya da her şeyin bir sonu olduğunu belirtmek için... Ve ya bir başka cümlenin başlayacağını müjdelemek mi isterdiniz... Hayatı kısaltmak için mi nokta olurdunuz; kaçıncı sırada bitirdiğinizi söylemek için mi? Üç nokta mı olmak isterdiniz? Söyleyecek şeyler bulunamadığında belirsizliği desteklesin diye... İki nokta üst üste olup sürekli açıklama yapmak mı isterdiniz? Uzun çizgi olup sürekli kafa mı şişirirdiniz? Soru işareti olup hep soru mu sorardınız? Parantez mi olurundunuz her şeyi ayrıca açıklamak için? Tırnak işareti olup başkalarından alıntı yaparak mı yaşardınız hayatınızı? Ya da kesme işareti olup birilerin...

UNUTMAK(SARMAŞIK)

Bu gecenin sessizliğinde biriktirdiğim hatırları saydım senin yokluğunda... En karışık anıları hatırlarken isimleri karıştırdım... Sonra yüz simalarını... 'Unutmak' diyordu bu duruma insan. Unutmak. Bazı durumlarda erdem oluyordu; bazen vefakarsızlık sayılıyordu. Vakur bir duruş sergiliyordum iç çekişmelerimde... Ama ne olursa olsun yeniyordu beni içim. Elimde çok koz olsa da yenecek ele sahip değildim. Hatırlamanın zorluğunda unutmak kolay geliyordu insana... Bazen de zor... O bazenleri yaşamak tüketiyordu işte beni. Hiç istemediklerimi gözümün önünde oynatıyordu hayat. Hatırlamak istediklerimi ise vizyondan kaldırıyordu. Tek benim için geçerli olsa bu durum fabrika hatası diyecektim aslında. Ama değildi. Bende unutulmustum baskaları tarafından. Baskası da ilgilendirmezdi beni ya, yine de unutulmak koyuyordu insana... 'İnsan'. Ne kadar yakışıyor topraktan olmaya, bu kelime. Yakışıyordu yakışmasına ama bir o kadar da kötü duruyordu... Hatırladıkça güzel günleri farkl...

BENİM BIRAKTIĞIM YERDEN SEN BAŞLA

Sana, Benim bıraktığım yerden sen başla yazmaya... Ne zaman seni anlatmaya çalışsam yetersizliğim meydanda... Ne zaman dudaklarından öpsem, bir şiir gelir aklıma... Şairin adı Cemal Süreya... Bak kaldım yine öylece, vuramıyorum artık tuşlara... Vakit geldi galiba tuşlarla ayrılmaya Kurduğum devrik cümlelerin en kıyağı bu ya İçinde sen olansın bunu anla... Benim bıraktığım yerden sen başla okumaya Kulağıma fısıldadıkça Hasret bitecek o anda Benim bıraktığım yerden sen başla yazmaya... Taner YAPKU

UNUTMAK ZOR, HATIRLAMAK KOLAY

Duygusuzluktu belki bana bu cümleleri yazdırtan. Belki de yaşadığım aşkın büyüklüğünden, Harflerin küçük kalışından. Sevgimin baki, hayatın kaçınılmaz değişkenliğinden. Gurumun elvermezliği ya da aceleciliğimin kurbanı oluşumdan. Yeryüzünde tekliğime karşı ikinci beni bulmaya çalışmandan. Ve ya sevgi sözcükleri yerine her daim beni ‘yok’ görmenden Ya da insanlara güçlü, sana zayıf kalışımdan. Satırların alt alta dizilişi bu yüzden, Unutmanın zor, hatırlamanın kolay olmasından… Taner YAPKU

SEPKEN

Sabah yine aynı rüzgarın sesiyle kalktım. Aynı üşütme ve başağrısıyla rüyamı sonlandırdım. Yine veda zamanıydı geceye, Bir hoşgeldin çaktım gündüze. Kelepçelesem durmazdı karanlık, Demir parmaklık gibi karşısına çıksam Ezer geçer aydınlık. Sepken gibi bir aşkın kuklasıydım Gündüzü karanlığa boğacak kadar. Taner YAPKU

ANNE, SAVAŞ BAŞLADI BİZİM BURADA...

Resim
Anne ben iyiyim aslında bakma yazıdaklarıma... Bizim burada savaş başlamış olsa da bir gün bitecek ümidiyle pişiriliyor yemekler. Sonra da tatlılarımız geliyor büyük bir patlamayla. En son yediğim halka tatlıdan, çok şekerlisi bana düşüyor. Bak kağıt sesleri bastırıyor bombaları. Silahtan çok kalemin gücüne inanların sesleri bu. Ama bazen dua ediyoruz yakınımıza bir yere bomba düşsün diye. Çünkü toprakla buluştumu metal büyük bir ışık saçıyor. Artık ne yazarsak bizim için o kar oluyor. Yok yok anne, korkma ben öleceğim diye. Kağıt kalemi eline almış herkes sırasını bekliyor. Tüfekten çok kalem var burada... Bizim buarada işler böyle yürüyor. Birbirimiz için ölüyoruz, ölmek zorundayız geride kalanlara bir şeyler yazmak için. Bu vakit mektup yazma zamanı... Aceleyle cümleleri kurup, yazım hatasına bakmıyoruz, kusura bakma... Bir arkadaşımda yarine mektup yazacakmış, kağıdımın yarısını ona vereceğim; kısa keseceğim muktubumu bu yüzden darılma bana. Dedim ya işte birbirimiz için ölüyoruz. ...

HOŞGELDİN ÖLÜM

Toprak doymuyor ki insana ben suya doyayım. Su gibi akıp giden yıllara niye ağlayayım. Mezar taşları hatırlatır yaşımın kaç olduğunu Niye sorayım Azrail’e neden beni bulduğunu. Yaşamak zorsa ben kolayı seçiyorum Hoş geldin “ölüm” seni bekliyorum... Taner YAPKU

YETİŞEMEDİKLERİM VE BEKLEDİKLERİM

Hangi kelimenin önce geleceğini bilemedim. Hangi akımı benimseyip ona göre yazacağımı ise düşünemedim... Ne beynime yetişebildim ne kalemime.. Ne defterim yettiNe de param... Bir yetişememelik alıp gitmişti başını... Hatta ’yetişememeliğe de’ yetişemedim.... Sonra şöyle arkama baktım... Nelere yetişememiştim... Mesela onurlu bir savaşa, Derin, saf duygularla yaşamaya, Babamın zamanına, Annemin sessizce akan göz yaşlarına, Dostumun aşkına, Sevgilimin aldatma hızına, Yeni çağa, Klonlanmış kişiliklere, Otobüse, Trene, Uçağa, Sonra kız arkadaşıma, Aşkıma yetişememiştim... Sonra yetişemediklerimi bekledim.. Gelmediler... Pes etmedim nüfusu kalabalık listemi daha da kabartarak beklemeye devam ettim.. Kimler yoktu ki bu bekleyişlerde. Eski bilyelerim vardı mesela... Sonra tamamlayamadığım cümleler, Tanımadığım insanlar, Tanışacağım insanlar, Yaşayacağım aşklar, Kıracağım kalpler, Her kış göç eden kuşlar, Yitip gitmiş beşerler, Dedemler, Ninemler, Banyo sonrası el öpmeler, Duvarın arkasında sa...

AYIP

Bir ayıbın iki yarısıydık biz, Bu yaptıklarımıza ayıp denirse. Taner YAPKU Not: Cemal Süreya, her zaman okumaktan zevk aldığım bir şair. Ve büyük üstada ithaf ediyorum. Saygılar..

KAÇAK YAPIM

Hayatımın düzensizliği şehrimden belliydi İmara açık ya da kapalı yüreğimi işgal eden Gece kondular sana yer bırakmadı Sen benim kaçak yapılarda Doruğa çıkan en nadide müstakilimsin… Taner YAPKU Şiirin Hikayesi: Bir sabah uyandığımda pencereden dışarı baktım ve betonlarla kaplı şehri gördüm. Eskiden gördüğüm doğa güzellikleri yoktu. Tıpkı eski aşkım gibi... Ondan sonrası sadece arayıştı. Ve bu dizeler planlanmış gibi kağıda döküldü... Saygılarımla...

UZUN AŞKIN KISA LAFI

Uzun aşkın kısa lafı vardı ’seni seviyorum’ diye Cesaret isterdi bu sözleri telaffuz etmeye Bir taş vardı ağacın gölgesinde Gölge kadın oluyordu kendi şeklinde Taner YAPKU

İKİ DURAK, İKİ DUDAK ARASI

Otobüse bindim 4.20’de İndim sonra bir durak ötede İki durak arası söyledim İki dudak arasındakileri Bu kadar kısaydı aşk serüveni Taner YAPKU

YETERSiZİM

Yetersizim seni sevmekte... Bana göre uçsuz bucaksız bir çöl kadar büyük sevgim... Ama sana göre 'hiç sevilmemiş bir kadınsın'. Dünyada görebileceğim, hissedebileceğim, arzulayabileceğim, yegâne insandın benim için. Belki de bu yaftadan dolayı ödemekteyim, hayatın faturasını 'yalnızlık' olarak... Ya da senden başka bir kadını kaldıramayacak kadar takatsizim, biraz da bencil. Ya da sen yoksan, ben hiç yokum diyecek kadar cesaretli biriyim. Hangisi doğru bilemem ama telefonumun 'Gidenler' kutusunda sana yazılmış mesajlarla dolu. Telefonda 'gidenler' diye kayıt altına alınsa da, sana gönderemediğim gerçekler onlar. İşte bu yüzden cesaretsizim sanırım... İtiraf edemeyecek kadar. Hatta bilgisayarlarda bulanan 'Geçmişi Sil' butonu bulduramayacak kadar... Sana, ağaçlar, dereler, çimler, hayvanlar, köyler, yaylalar, dağlar arasında yani doğal ortamlarda yazılmış bir şiirim yok. Ben seni şehre göre sevdim çünkü... Şehre göre yazdım şiirimi... Kalabalıklar...

UZAYLI BABANIN OĞLU OLMAK

Bu öykü uzayın her hangi bir yerinde yapılan kazı çalışmaları sonucu, bir harddisk'e kayıtlı olarak bulunmuştur. Yetkililer bu hikayenin gerçek ile bağlantısı olup olmadığını araştırıyorlar. Çocuk : Babaaaaa.... Babaaaaaaa... Baba : Ne var oğlum? Çocuk : Baba ben bilyelerle oynamak istiyorum ama a.ına koyduğum bilyeleri havada duruyor. Ben yere bırakıyorum onlar havalanıyor. Baba : Oğlum uzayın kuralı bu ne yapacaksın? Kader! Bununla yaşamayı öğreneceksin... Çocuk : Baba dünyadaki i.neler rahatlıkla oynuyorlar. Bi atıyorlar başaltı. Ben atıyorum havaya uçuyor burda... Bende oraya gitmek istiyorum. Bende gulle oynayacağım. Baba : Bir saniye bir saniye... Olum sen bu küfürleri nerden öğreniyorsun. Bir kere gittin dünyaya uzaydaki bütün küfürleri öğrenmişsin. Hem ona gulle değil bilye denir. Çocuk : Ya neyse ney ben gitmek istiyorum. Baba : Oğlum ben ne dersem o olur. Yok dedim mi yoktur. Anlaşıldı mı? Çocuk : Ya bende oynayacağım. (Çocuk slogan atar) Bilye oynamak hakkımız, sök...

HAYAL

Resim
"Hayal" kelimesi ne kadar hoş geliyor insana... Anlamı büyüleyici olduğu gibi, harflerin görünüşü de bir o kadar etkileyici. Aklımın en ücra köşelerine kadar inebilecek yeteneğim, güçüm, cesaretim vardı eskiden. Küçük bir çocukken yaptığım en iyi işlerden biriydi hayal kurmak. Büyük bir adam olma telaşıyla anında yetişkinliğe ermek isterdim. Kimseye hasıl olmamış fikirlerimi, o büyüdüğüm gün, insanlarla paylaşacaktım... Fakat paylaşmaya ne mümkün... Eser yoktu o hayallerimden. Hayata küskünlüğü daha da artmış, bir yeni yetme rolü verilmişti bana. Artık hayal kuran çocuk rolünden çıkıp, hayatın gerçek yüzüyle karşılaşmış, 'buralarda sadece hayal kurulur; gerçekleştirilemez' fikriyle donatılmış, geleceğe nasıl bakacağını bilemeyen bir genç rolünü oynamaya başlamıştım. Bize biçilen kaftan bu mu bilemem, ama bana küçük geleceğini hissediyorum.Öyle küçük gelecek ki, dünya üzerinde bulanan ölçü birimlerinin yetersiz kalacağı kesin... Gençleri temsil etme bakımından tartış...

BİR 'HOŞGELDİN' GÖNDERİYORUM...

Ne yazılabilir ilk yazıda? Ne yazılabilir ki insanları karşılamak için? Bilgili olduğunu göstermek için kimsenin bilmediği, anlamadığı kelimeleri bulup, öğle cümleler mi kurulmalı acaba? Felsefik açılımlarla yazının, okumanın önemi mi vurgulanmalı? Yoksa bütün birikimimi kullanıp bir çırpıda elemi vermeliyim kendimi? Bir 'hoşgeldin' yazısından daha başka ne olabilir ki bu yazı? Şimdi anladım aslında ilk karşılamalar ve uğurlamaların ne kadar zor olduğunu... Sizi şuan uğulamasamda karşılamanın zorluğu altında eziliyorum cümlelerin altında... Cümlelerimi tamamlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü insanoğlu bu zordur onun beklentilerine karşılık vermek. Yazının sonunda farkettim dostlar, bilmeden yazımın başında sorduğum sorularla sizi düşünmeye zorlayıp, yazamaya teşvik ettiğimi... Bu kadar yeter sanırım. Saadete gelelim... Hoşgeldiniz... Taner Yapku'ya, benim dünyama.... Hoşgeldiniz...