DİKKAT! DİKKAT! BU YAZININ HİÇBİR BİLİMSEL DAYANAĞI YOKTUR...

Evet, bu yazının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Yani yanlış okumadınız. Hatta daha fazla ileri gideyim ‘bize bu saçma sapan yazıyı neden okutuyorsun’ diyebilirsiniz. Çok önemli olduğu için değil, okuma alışkanlığı kazanın diye okumanızı istiyorum. Tabi burası latife. Bu yazı sadece can sıkıntısından dolayı yazılmıştır. Ders çalışırken kafamın içinde dolaşan tilkilerin eseridir bu yazı. İnsanın hayvandan daha zararlı olduğunu düşünürsek, emin olun bu tilkiden zarar gelmeyecektir. Neyse fazla uzatmadan saadete gel diyebilirsiniz. İzin verin de bende geleyim.
Efendim uzun lafın kısası -nasıl olduysa- sınava hazırlandığım için matematik çalışayım dedim ve yaş problemlerinden sorular çözmeye başladım. Lakin soruların cevabını bulduğumda -gerçekle alakası olup olmadığını bilmiyorum- Türkiye'nin nüfus planlarıyla sorunu olduğunu kendimce kanaat getirdim. Şimdi neden diyecekisiniz. Dedim ya efendim izin verinde anlatayım... Neyse vakitlerden bir mayıs akşamı diyesim geliyor şairin dediği gibi ama vakitlerimiz martı gösteriyor. Bildiğimiz ay olarak martı yani. Neyse! Problemleri çözerken, bir bayın ya da bayanın erken yaşlarda anne-baba olduklarını gördüm. 15 yaşında olanlar mı ararsın, 18 yaşında olanları mı? Bu yazıyı 22 yaşında yazan bir genç olarak bu tür erken yaşta anne-baba olanlardan etkilenmemek elde değil. Neden? Yani hemen gidip çoluk çocuğa karışası geliyor insanın. (burası da şaka yalnız) Hatta benden yaşı daha küçük olanların bu soruları çözdüğünü düşününce tüylerim ürperiyor. Yani bu soruları da lise çağındaki çocuklar çözüyor. Zaten onların kanları hızlı akıyor. O bakımdan bence bu tür sorular kişiliğini oluşturmaya çalışan çocuklar için tehlike arz ediyor. Şimdi siz bana 'böyle saçma sapan şey olur mu?' dersiniz. Bende size hemen Nasrettin Hoca fıkrasıyla karşılık vereyim. Olur mu, olur… Dimi?

Bir gün Nasrettin Hoca komşusundan kazan istemiş. Komşusu da vermiş. Hocada iki gün sonra kapısına gelen komşusuna kazanı ve içindeki küçük kazanı vermiş. Komşusu sormuş: “Hoca, bu ne?” Hocada “Sizin kazan doğurdu” demiş ve komşu kazanları alıp gitmiş. Hoca bir gün bir daha gidip istemiş kazanları ve komşu hemen vermiş. Bir kaç gün sonra komşu, Nasrettin Hocanın evine gitmiş. Hoca, yüzü eğik bir vaziyette kapıyı açmış. Komşu hemen kazanı istemiş. Hoca: “Allah rahmet eğlesin sizin kazan öldü” demiş. Komşu, hocaya “Neden yalan söylüyorsun” demiş. Hoca da; “Sen, kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun” demiş.
Yani hayatta birçok şeye inanıyorsunuz da neden benim söylediklerime inanmayacaksınız?
Dediklerim saçma geldi belki, kanıtımda ama hakikat bence bu teorinin etrafında dönüyor. Gazetelerde, televizyonda ilginç haberlere şahit oluyoruz. Onun için biraz hayal ürünü olsa da gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum.
Efendim, ben psikolojik yönden inceledim konuyu kendimce. Matematikçi olsam sayıların büyüklüğünden, küçüklüğünden inceleyebilirdim ama yemedi, ne yalan söyleyeyim. O yüzden soruyu hazırlayanlardan istirham ediyorum. Bizim kültürümüze ve yaşam tarzımıza daha yakın sorular hazırlasınlar. Hem sorular daha çabuk ve kolay çözülür. Bu benim naçizane fikrimdir.
Katılanlar? Katılmayanlar? Tamam, bu yazı ‘hiçbir bilimsel dayanağı olmayan makale’ olarak addedilmiştir…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAZILAMAMIŞ HİKÂYEM...

SINIFLANDIRMA...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HEP YARIMIZ…