EKSİK VİRGÜL...
− Bir Hikâye −
Gençlik yıllarından kalma alışkanlıklar dizisini hala sürdürmeye çalışıyordu. Fakat yaşının verdiği sınırlı hareket olanağı alışkanlıklarının devam etmesine izin vermiyordu. Yıllarca bir koşturmaca içerisindeydi. Kafasını işlerden kaldıramamış, saatlerce hatta günlerce odasında çalıştığı oluyordu. Aralıksız nefes alış verişinin yanında bir virgülün eksikliğini anlayamamıştı henüz, bunca yıllık tecrübesine rağmen… Arkasına yaslanıp, istediği şekilde nefes alıp-verme zevkine erişememişti.
Doğdu, yaşadı ve öldü. İşte bütün hayatı bu üç kelime ile özetlenecekti. Peki, bu kadar kolay mıydı yaşadıklarını üç kelimeye sığdırabilmek. Deyim yerindeyse ‘dolu dolu yaşayıp’ sessizce terk etmek… Koskoca hayatı birkaç kelime ile bağdaştırmak… Mümkün değildi, tabi ki… Ama ‘mümkün olmayan şey’ sadece kendine göreydi… Kendi perspektifinden gördükleri mümkün olamayacağını destekler nitelikteydi. Ama işin rengi hiçte öyle değildi. Aslında kendiside durumun farkındaydı ama bu konu üzerine ya zamanı olmamıştı ya da pek düşünmek istememişti. Kendi çıkarları doğrultusunda gelişmeyecek olaya tahammül edemezdi çünkü. İnatlaşmaya ise gerek yoktu.
Evet, kendisi bir maraton koşucusuydu bu hayatta lakin hayatla inatlaşmak pek akıl karı bir iş değildi. Bu gerçeğinde farkında olması bugüne kadar onun için avantaj olmuştu.
Bir gün tüm düşüncelerinden, işlerinden sıyrılıp kendini dinleme fırsatı buldu. Bu durum kendisine oldukça uzaktı. Bunca yıl tek yaşamasında rağmen ilk defa tek kalıyordu. Kendisiyle baş başa… Garipsedi ilk başta… Ama yavaş yavaş durumdan zevk almaya başladı… Durumunu analiz etmeye çalışıyordu; ama bu rehavet, düşünmesine izin vermiyordu. Saçma sapan, alakasız kelimeler geliyordu aklına... Her biri birbirinden bağımsız… Hafif ıslanmış banka oturdu. Yoğun bir kelime istilası yaşıyordu beyni… O karışıklık içinde ‘virgül’ kelimesi öne çıktı. Sadece ‘virgül’ kelimesini düşünüyordu. Gözleri dışarı fırlayacaktı neredeyse ve bir noktaya bakıyordu. Yarım asırdan fazla hayatının en ilginç anlarını yaşıyordu. Birçok olaya bizzat başı çekmiş ya da tanık olmuştu. Başarı üzerine başarı eklediği bir hayatının tek eksikliğini, bu yalnız kalışında anlamıştı. Oysa kendini bu ana kadar tam hissediyordu. Bu eksikliği nasıl tamamlayacağını pek bilememesi ile birlikte bunca yıl bu eksik ile nasıl yaşadığını düşünmeye başladı. Şimdi, o karışık cümlelerinin yerini tek başına anlamlı ama bütünleştirdiğinde anlamsız cümleler doldurmaya başlamıştı. Beynin bu kadar hızlı hareket ettiğine şahit olmamıştı. Geçmişteki düşünce egzersizleri sanki bugüne hazırlamıştı onu.
Geriye doğru yaslandı. Arkasında sert bir cismin oluşu, hoşuna gitti. Çünkü onu, bu olay zorluyordu.
Durdu. Onca kelime uçup gitti. Karanlıktan bir kelime belirmeye başladı… Kulaklarına gaipten sesler geliyordu.
Kendini arkaya doğru daha da bıraktı. Hayatındaki eksiklik ‘virgül’ idi. Yarım bir nefes alıp-verdiği lahzaya hiç şahit olmamıştı. Sürekli mücadele içinde oluşu geliyordu gözlerinin önüne… Ve artık ‘mücadele’ değil; ‘virgül’ zamanıydı. Kendisinden beklenmeyecek bir virgül atmıştı hayatına… Bir mola çaktı gözlerine… Yavaşça kapattı göz kapaklarını…
Böylece yaşamındaki eksikliği tamamladı.
Hayatındaki virgül gereksinimini gidermişti artık; bundan sonra hayatındaki cümleyi tamamlayıp noktayı koymak vardı.
Taner YAPKU
28–29 Ocak 2010 (Perşembe-Cuma)
Yorumlar