KIRMIZI RUJLU KADINLAR, NARA ATAN ERKEKLER…

Yazmaya meraklı şair ruhlu kadınlar süpürüyor bu şehri… Nefesiyle buğulanmış pencerelerin arkasından bakıyorlar; sakalı yeni bitmiş delikanlılara… Vitrindeki mankenlere özenip takıp takıştırıyorlar… Kırmızı rujları sürüp sokağa atıyorlar kendilerini… Hiç tanımadığı, bilmediği şehrin çocuklarının kollarına girip şehir turu atıyorlar…

Yanaklarında kırmızı rujla gezen gençler kaldırımlardan inip yolun ortasından yürüyorlar. Naralar atarak deliyorlar sessizliği… Biraz soluklanıyorlar köşe başında… Ekmek arasına biraz salça, biraz da bahçeden yeni topladığı naneleri koyuyor mahallenin ninesi… Ağzına yüzüne bulaştırarak yiyorlar gençler; acısına aldırmadan… Bu şehrin çocukları olduklarını kanıtlarcasına aldırmıyorlar acıya… Keza acı sadece bu şehre mahsus değil ya… Birazda ona müteakiben bir çırpıda bitiriyorlar ekmeklerini… Birbirlerinin gözlerine bakıyorlar daha yok mu diyerekten… Tadı damaklarında kalıyor bu lahza…

Acıyla yoğrulmuş topraklardan yetişiyor buğdaylar… Emdiği her acıya bir başak daha veriyor toprak… Bir başka lezzetli oluyor bu şehrin ekmeği… Biraz tuzlu, biraz kızarmış…

Yarınların umuduyla kapatıyor gözlerini çocuklar… Ölüme yakın olmaları ise tedirgin etmiyor sizi, bizi ettiği gibi… Çünkü ölüm bizden daha dost yaklaşıyor onlara… Daha anne, daha baba, daha kardeş öpücük konduruyor yanaklarına… Daha bir güven veriyor sırtlarını sıvazlamaları…

Film izlemek için buluşuyorlar kızlar ile erkekler… Dudaklarındaki boyalarla erkeklerin hayallerini süslüyor kızlar… Sinemada bir öpücük almak için planlar yapıyor kafasında oğlanlar… Kurgusu sağlam bir yalan uydurup ilki yaşamak için var gücüyle yükleniyor altyapı çalışmalarına… Biraz korkak, biraz tedirgin…

Kızlar, anlıyor oğlanların sancısını ama ilk günden yanaşmıyorlar yanlarlına… Hoşlarına gidiyor aslında oğlanların kıvranmaları… Alttan alta sırıtıyorlar kızlar birbirlerine… Bu durumun hazzıyla yaklaşıyorlar oğlanların yanına, yanaktan bir öpücük verme kaydıyla…

Utanıyor oğlanlar aslında bu duruma ama yanaklarındaki ruj iziyle gezmeleri çapkınlığı göstergesi olduğu için dik yürüyüp nara atıyorlar sokaklarda… Önce başlığını atıp, sonra altına yazdıkları şiirleri okuyorlar durakta bekleyen, hiç tanımadıkları insanlara… Duraktakiler şaşırıyor, serseri zannediyorlar ilk başta… Rujdan anlıyorlar tabi… “Âşık bu keratalar” deyip el kaldırıyorlar dolmuşlara…

Kızlar bahçeden koparılmış güllerle birlikte evlerine koşuyorlar… Sessizce çıkıyorlar merdivenden yakalanmamak için… Kitapların arasına yatırıp, yatağın altına koyuyorlar gülleri… Güllerin üzerine de oğlanların hediye ettiği parfümü sıkıyor kızlar… Böylece kurutuyorlar gülleri, yarında kalsın diye aşkları… Adlarına yazılmış şiirleri çıkarıp okuyorlar yorganın altında… Işık yetersiz olsa da aydınlanıyor duydukları sevgi ile yatakları…

Ağızlarında eski bir türkü ile yatıyor oğlanlar yatağına… Her gün soğuktan dolayı büzülerek yattıkları yataklarına, bugün rahat yatıyorlar günün sıcaklığıyla… Akıllarında, sevgiliye söyleyecek yeni kelimelerle koyuyorlar kafalarını yastığa…

Taner YAPKU

31 Ocak 2010 Pazar

Yorumlar

Adsız dedi ki…
taner bey önceden blogunuzda fotoğraflarınız da vardı.sanırım kaldırmışsınız göremedim.eklerseniz bence blogun görsel yanı da güçlenir.teşekkür ederim.yazılarınızın devamını dilrim

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAZILAMAMIŞ HİKÂYEM...

SINIFLANDIRMA...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HEP YARIMIZ…