MÜSAİT BİR YERDE İNDİRİYORUM KENDİMİ…
Erken yazılmış yazılar vardır; okumuşuzdur birkaçımız. Peydahlanması gereken anda peydahlanmamış, öne almıştır kendisini… Bir nevi erken doğumdur… Bu yazıda öyle bir yazıdır; tasarlanmadan, zamanından önce yazılmıştır.
Hayatın son demlerinde söylenmesi gerekenler, -kısmen- hayatın başında söylenmesi, okuyanlara ‘ne oluyor?’ sorusunu sordurabilir… Aslında yazmaya ve sizlerle paylaşmaya başladığım ilk günden bu yana yapmak istediğimde -haddim olmadan- size soru sordurmaktır. Lakin bunu bugüne kadar başarabilme yüzdem ne derece fazla bilmiyorum. Bunun önemi de yok zaten. Ben yazmanın verdiği keyifle mail adreslerinizi postalarla dolduruyorum. Sizinde affınıza sığınarak yazmanın ve paylaşmanın zevkini tadıyorum. Bazen olumlu, bazen olumsuz yorumlar almak yazma şevkimi daha da güçlendiriyor… Yeterliliğin ve yetersizliğin bir ölçümü oluyor kısmen… Neyse, anlatmak istediklerim bunlar değil… Belki de bunlarda olabilir ama öncelik sıralarımın bayağı gerisinde olan bu durumları atlıyorum…
Hayat boyu yaşayacaklarımız bu cümleye gelene kadar olabilir ya da bu lahzadan da daha fazla olabilir… Bunu bilmek bizim haddimize değil… Ama şunu söylemek gerekir ki; yorulduğumuz ve kendimizi kızağa alma zamanlarımız olur, olmuştur, olacaktır… Son zamanlarda böyle bir durumun zuhur etmesi toplumsal, sosyal, ekonomik ve hatta siyasal bir etkisi de olabilir. Ülkenin içinde bulunduğu karışıklık ve kurumlar arası çatışma, gelecek nesillerin ufkunu küçülmesine ve ‘müsait bir yerde inme’ gereksinimleri doğurabilir. 60’ları, 70’leri, 80’leri görmüş ebeveynlerin çocukları olarak böyle cümleler kurarak anne ve babalarımıza haksızlık etmiş olabiliriz. Ama yarın için bırakacağımız hiç bir şeyin olmaması, bu cümlelerin kurulmasına en büyük etkendir. Kendi çıkarlarımız doğrultusunda alacağımız kararlar ve bizim gibi düşünmeyenleri ‘ötekileştirmek’, bundan sonra yaşayacak çocukların yanlış cümleler kurmasına neden olacaktır. Adeta yapmaya çalışırken yıkmak deyimini kullanabiliriz bunu için…
Bu ülkenin şu anki çocukları olarak, geçmişteki çocuklardan çok daha şanslı olabiliriz. Bilgiye hemen ulaşmanın verdiği rahatlıkla istediğimiz alanda gelişimimizi tamamlayabilir; bunu fırsat haline getirebiliriz. Bu kadar nezih ve refah bir ortama sahip iken; kaoslar yaratmak pek akıl karı olmasa gerek.
Geçmişte kar-kıyameti gören çocukların; bugün, ülkenin yöneticisi olarak aynı hataya düşmelerinin nedeni nedir? Yoksa bugünlere intikam yeminleri atarak mı gelmişlerdir?
Şunu unutmamak gerekir ki; bugün yağdıracağınız kar, gün gelip eriyecektir. Karın altında yine toprak çıkacaktır. Yine otlar çıkacak, çiçekler açacak, ağaçlar meyve verecektir. Ve sizin çocuklarınız o çimlerin üstünde hoplayıp, zıplayıp, koşacaklardır… Kar yağdırıp çamur etmemize gerek yoktur… Aksi takdirde gün gelir temizleyecek deterjanı dahi bulamayız… :)
Taner YAPKU
25 Ocak 2010 Pazartesi
Yorumlar
Sevgi ve huzurla