'KEYİFSİZ' - DENEME-
Keyifsiz...
Hem de çok keyifsiz bir akşamın üzerine sigarasını tüttürdü. Kimsenin göremeyeceği zifiri karanlık kayalıkların arasında rüzgara karşı üfledi paketin son sigarasını. Her nefesinde kızaran ateş ortalığı -güneş gibi demek abartı olur- neredeyse dünyanın mumu gibi aydınlatıyordu. Pek içli hali karanlıkta seçilemese de, anlık aydınlık, onun o halini pozlayacak bir fotoğraf makinesine yeterdi. Bedbaht halinin kaynağını kimesenin bilmemesi pek önem arz etmiyordu; keza kendiside meyus halinin nedenini bilmiyordu. Yaşadığı gel-gitler onun çevresine olan duyarsızlılığını arttırmıştı. Son dönemde yaşadığı hiçsizlik duygusunu tadan ilk insan değildi ve ilk insan da olmayacaktı. Bu kadar net bildiği bir bilgiye rağmen elinden hiç birşey gelmemesi endişesinin günden güne artmasına sebeb oluyordu. Karışık duyguların başkenti olarak kendini görmesi pek keyif verici bir durum değildi kendisince. Çevresinde konuşulanlar sadece gürültü sebebini teşkil etmesi, onun sadece şuan ki düşüncesiydi. Bir kaç gün sonra farklı bir duyguya sahip olabilirdi. Bugün ölüme ne kadar yakındasa, yarın ölümden o kadar uzak olubilirdi. Vücudundaki binbir karakteri yaşatacak kapasiteye sahip olmasına karşı, çevresinde bulunan birçok kişi onun bu durumuna yetişememişti. Okuduğu her kitapta kendisine bir yer ediniyor; o kitabın bir karakteri oluyordu. Kimi zaman bir bakkal, kimi zaman bir bebek, kimi zaman bir yaprak, kimi zamanda bir taş... Şuan yaşadığı bir hayattı ama okuduğu kitaplar sayesinde bir çok değişik hayatı tatmıştı. Dün Felatun Bey olarak kalktığı yataktan bugün Rakım Efendi olarak yatabilirdi... Bu durum kendisi için eğlenceli fakat çevresinde bulunanlar için sakınca doğurabiliyordu. Felatun Bey gibi dinlediği soruları, Rakım Efendi şıklığında cevaplandırıyor karşısında bulunan beşer bu davranıştan pek bir anlam çıkartamıyordu. Mukaddem gibi aşık olduğu kadınlara, Remzi gibi davranıyor, gönlünü hoş ediyordu. Dilber gibi masum bir çocuk olduğu dönemde Cabile gibi hırçın, vicdansız, haset dolu olabiliyordu. Roman kahramanlarının 'keyifsiz' hali onun keyfini arttırıyor; onların eğlenceleri keyfini kaçırıyordu...
Cemal gibi oturduğu kağıdın başına, Reşat gibi kalkıyordu...
Taner YAPKU
2 Nisan 2010 Cuma
Hem de çok keyifsiz bir akşamın üzerine sigarasını tüttürdü. Kimsenin göremeyeceği zifiri karanlık kayalıkların arasında rüzgara karşı üfledi paketin son sigarasını. Her nefesinde kızaran ateş ortalığı -güneş gibi demek abartı olur- neredeyse dünyanın mumu gibi aydınlatıyordu. Pek içli hali karanlıkta seçilemese de, anlık aydınlık, onun o halini pozlayacak bir fotoğraf makinesine yeterdi. Bedbaht halinin kaynağını kimesenin bilmemesi pek önem arz etmiyordu; keza kendiside meyus halinin nedenini bilmiyordu. Yaşadığı gel-gitler onun çevresine olan duyarsızlılığını arttırmıştı. Son dönemde yaşadığı hiçsizlik duygusunu tadan ilk insan değildi ve ilk insan da olmayacaktı. Bu kadar net bildiği bir bilgiye rağmen elinden hiç birşey gelmemesi endişesinin günden güne artmasına sebeb oluyordu. Karışık duyguların başkenti olarak kendini görmesi pek keyif verici bir durum değildi kendisince. Çevresinde konuşulanlar sadece gürültü sebebini teşkil etmesi, onun sadece şuan ki düşüncesiydi. Bir kaç gün sonra farklı bir duyguya sahip olabilirdi. Bugün ölüme ne kadar yakındasa, yarın ölümden o kadar uzak olubilirdi. Vücudundaki binbir karakteri yaşatacak kapasiteye sahip olmasına karşı, çevresinde bulunan birçok kişi onun bu durumuna yetişememişti. Okuduğu her kitapta kendisine bir yer ediniyor; o kitabın bir karakteri oluyordu. Kimi zaman bir bakkal, kimi zaman bir bebek, kimi zaman bir yaprak, kimi zamanda bir taş... Şuan yaşadığı bir hayattı ama okuduğu kitaplar sayesinde bir çok değişik hayatı tatmıştı. Dün Felatun Bey olarak kalktığı yataktan bugün Rakım Efendi olarak yatabilirdi... Bu durum kendisi için eğlenceli fakat çevresinde bulunanlar için sakınca doğurabiliyordu. Felatun Bey gibi dinlediği soruları, Rakım Efendi şıklığında cevaplandırıyor karşısında bulunan beşer bu davranıştan pek bir anlam çıkartamıyordu. Mukaddem gibi aşık olduğu kadınlara, Remzi gibi davranıyor, gönlünü hoş ediyordu. Dilber gibi masum bir çocuk olduğu dönemde Cabile gibi hırçın, vicdansız, haset dolu olabiliyordu. Roman kahramanlarının 'keyifsiz' hali onun keyfini arttırıyor; onların eğlenceleri keyfini kaçırıyordu...
Cemal gibi oturduğu kağıdın başına, Reşat gibi kalkıyordu...
Taner YAPKU
2 Nisan 2010 Cuma
Yorumlar