BEN EN ÇOK “ARŞİV”DE GAZETECİ OLMAK İSTEDİM…
Bu yazının mukaddimesi gibi zorlandım, hayatın girizgâhında… Tahayyül gücü yüksek bir çocuk figürünün içinde kıvranırken, kendi oyuncaklarının mimarı olarak yürüyordum sokaklarda… Her sokağın başında bekleyen yeni yetmeler bir başka oyuncağın projesini gerçekleştirirken, ben yine annemin aldığı kunduranın kutusunu dolaştırıyordum sokak sokak… Gerçi benim için pek kundura kutusu değildi ya, neyse… Benim rüyamın bir argümanıydı kundura kutusu… Sevinçlerin, heyecanların, ağlamaların arşivleyicisiydi… Gerekli birkaç malzemeyi arıyordum sokaklarda… Sokaklarda bulamadığımı da annemin dantel torbasında buluyordum. Annemin dantel ipliği makarasından biri “vizör” oluyordu; diğeri “objektif”. Evin önündeki çam ağacının dalları da vizörü döndürmek için gerekli bir aparat oluyordu. Kimindi bilmem ama herkesin sahiplendiği müzik kasetlerini de videokaseti olarak yerleştiriyordum kundura kutusunun içine… Yapbozun parçalarını birleştirir gibi, hatasızca birleştiriyordum parçaları görev ciddiyetiy...