Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nasıl ölçülebilir yalnızlıklar?

“Yazabilmek için yalnız olmalıyım. Ama inzivaya çekilmiş bir keşiş gibi değil. Çünkü bu yetmez. Ben, ölü bir adam gibi yalnız olmalıyım.” - Franz Kafka Umudumuz yarına değil de dün de kaldı sanki. Öyle sızı var ki; içimizdeki umudu ölçen bir alet yok henüz. Ya yalnızlıklarımızı ölçecek bir cihaz var mı? ‘Bilmem şu kadar yalnızlığınız var’ diyebilecek bir alet? Fazla düşünmeyin, bunu ölçecek bir alet yok ama yalnızlığımızı gösterecek emareler var. Bir hafta boyunca aynı çatalı, aynı kaşığı, aynı bıçağı yıkayıp yıkayıp tekrar tekrar kullanıyorsan; işte budur yalnızlığın emaresi. Kirli tabaklarla o kadar çok dolmuyorsa tezgâhın üstü; bir gün içerisinde tüketilecek ekmek üç gün de tükeniyorsa; aynı yemekleri yapıp duruyorsan ve içinden gelmiyorsa evi temizlemek; işte budur ölçüsü yalnızlığın… Komodinin üstünde duran fotoğraflara iç çekerek bakıyorsan; hatıralar canlanıyorsa gözlerinde; mutluluk gözlerini dolduruyorsa; radyo da çalan türküler hiç duymadığın, görmediğin, ...

HAYDİ; YENİ HEDEFİNİ BELİRLE!

Resim
Başarmak ya da başaramamak; işte bütün mesele bu! Öyle kanıksanmış bir sözdür ki “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” her yere uyarlanabilir, istediğiniz noktaya çekebilirsiniz. Hatta hayatınızın bir mottosu (özdeyiş, slogan) haline getirebilir, motivasyon ve ilham kaynağınız olarak kullanabilirsiniz. Anlatmak istediğim mesele bu değil ama bir giriş cümlesinin ağırlığını, sancısını sadece ben değil, tüm yazarlar çekiyor sanırım. Röportajını okuduğum her yazar buna değinmeden geçmiyor ve aynı korkular beni de etkilemiş durumda. Sanırım okuduklarımdan olsa gerek. Velhasıl kelam, hala konuya girmiş değilim. Buraya kadar kimine göre laf-ı güzaf. Fazla oyalanmadan bahsetmek isterim. İnsanlar her daim başarılı olmak ister hayatında. Tabi bu başarı ölçütü kişiden kişiye, ortamdan ortama değişiklik gösterebilir. Bu herkesin kendi nazarında takdir etmesi gereken bir durumdur. Benimde son yıllarda kendimi oldukça başarısız, motivasyonumun düşmesi ile de kendimi huzursuz hissettiğim ...

Yeni Düşman: İmleç

Saatlerce bakmıştı ekrana. Sadece yanıp yanıp sönen bir imlece bakıyordu. Fiziki olarak belki oradaydı ama ruhen hiç mi hiç orada değildi. Hızlıca tuşlara vurmanın hayalini kurup duruyordu. İmkânsızdı bu. Ne yazacağını bilmiyordu, daha çok okumaya odaklanmıştı ancak hayatını devam ettirmesi için yazması gerekiyordu. Yazarlık pek kolay bir durum değildi. En yaratıcı en benzersiz yazılar yazmak herkesin amacıydı ama o her yazdığı metinde olduğu gibi bir daha yüzüne bakmıyordu. Özgün olmanın zorluğu hep içinde kalan, kendisini kötü hissettiren bir durumdu. Peki, nasıl özgün olacaktı? Uzun uzun düşündü. Yatakta hareketsiz bir şekilde durdu ama bir çözüm bulamadı. Bulamadıkça kendisini daha çok yerdi. Bir yerde okumuştu ‘nicelik niteliği artırır’ diye. Dolayısıyla bugün dünden daha fazla düşünmeli, daha fazla yazmalıydı ama ne yazacaktı? Hiçbir şey aklına gelmiyordu. Yazar olmak, yazarlığa adım atmak isterdi ama ne mümkün. Anlatacak neyi vardı; bir hikâyesi mi? Gün içerisinde kullandığı ...

Dikkat: Kitapları çocukların ulaşabileceği bir yere koyun!

Geçmiş zaman çok geçmişte kaldığında ve anı yaşamaktansa geçmişe dert yanarak birçok pişmanlıklar yaşar insan. Sızlanmalar, hayal kırıklıkları ve keşkeler… Bitmez tükenmez hayıflanmalar. Bu hayıflanmalar daha çok bilinçli bir birey olduğunda insanoğlu anlar. Biraz olsun düşünmeye başladığında pişmanlıklar birer birer beynini istila eder. O istila anında yapılması gereken tek bir şey vardır: bu tür düşüncelere hemen bir duvar örme. Duvarı ördüğün andan itibaren ve kendini tekrar kaybetmediğin sürece başarılı olursun ancak kendini kaybedersen tekrar başa dönersin. İşte bu pişmanlıklarımı anladığım ve tekrar düşmemek için kitap okumaya çalışıyorum. Bu kitap okuma süreci bana pahalıya patlıyor bunun sebebi de “ödünç kitap” okuyamam. İlk olarak böyle tespit etmiştim kitap satın alma konusundaki ısrarcılığımı. Fakat düşündüğümde farklı detayların olduğunu gördüm. 2001 yılına kadar kitap okuma alışkanlığım pek yoktu. Daha doğrusu olup olmadığını anlayacak bilince bile sahip değildim. Okumaya...

ÇOK TA ŞEY YAPMA İSTERSEN

Resim
Günlerdir ne yazacağım konusunda bir fikrim yoktu. Yazacağım konu hakkında hep bir kaygım olması bu yazıyı okuyacaklara fayda sağlama amacını gütmemden kaynaklanıyordu. Ancak sonradan düşündüğümde fark ettim ki,   bu tür kaygı içerisinde bulunmam pek uygun değil. Tüm düşüncelerime, hayat görüşüme tersti ve tekrar başladığım yazma serüvenine ne yazık ki uymuyordu. Dolayısıyla tekrar özüme dönerek bu düşünceden vazgeçtim ve okuduğum kitaptan etkilenerek yine yeni bir karar almamla ilgili olan bu satırları yazmaya başladım. Şuan yazıyı yazdığım ortamı aktaracak olursam; şehrin göbeğinde olmasa da insanların yoğun olarak yaşadığı, çocuk cıvıltılarının olduğu  (şuan bir ufaklık   aaa diyerek yanıma geldi; öpücük attım ve gitti), telefonsuz, internetsiz bir tablet bilgisayar ve kitap ile bir parkın içindeki banktayım. Özellikle şunu belirtmeliyim ki telefonsuz ve internetsiz olarak yazı yazma kararım benim çini bir ilk. Daha önce gözümün önünden hiç mi hiç ayırmamıştı...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları… NE ZAMAN HAYAL KURMAKTAN VAZGEÇTİYSEN, O VAKİT YAŞLANIYORSUN

Hep bir umudun peşinden koşarak yol aldık. Vazgeçtiklerimizden öte, vazgeçilmezlerimize doğru daha çok çabaladık. Karanlıkları aydınlığa kavuşturmak gibi bir niyetimiz vardı. Ama bizler karanlığında, aydınlığında ne anlama geldiğini hep bildik; çünkü ilk karanlıklar bizim oldu; sonra aydınlıklarımız. İlk hayallerimize kavuşmamız karanlıkta oldu, ilk sevişmelerimizde… İlk aydınlığımızda yoksulluğumuz hiç göstermedi kendini, her ne kadar her yer pirüpak olsa da.  Gözlerimiz kör değildi elbet, gördüklerimiz kadardık çünkü. Bilmediğimiz, görmediğimiz de vardı ama en çok bildiğimiz ve gördüğümüz kadardık. Tekrardan hiç korkmadık, aynı hazzı almasak da. Yaşanmışlıklarımızı bir kez daha deneyimleme şansına eriştik ama aynı rüzgârı bulamadık yüzümüzde. Aynı suyun şırıltısını duymadık fakat aynı sesin ortağı olduk ağaç gölgesinde. Gök aynı gök, nefes aynı nefes, ten aynı tendi. Ama ne bulutlar eski yerindeydi, ne yapraklar ne de soluğun. Güneş kamaştırdı gözlerimizi, avucumuz kur...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları… TÜM GÜZEL HAYATIMIZI YARINA ERTELEDİK; BUGÜN AĞLAMAK VAR DÜNÜMÜZE…

-Ertelemek Üzerine Bir Öneri- Yaşadığımız pişmanlıklarımız, ‘ah keşke’lerimiz, nicedir hayıtımıza bir türlü yerleştiremediğimiz kararlar, bitiremediğimiz görevler, zorlandığımız hedefler ve kısacası bitmeyen sürekli ertelenen amaçlarımız, hayatlarımız… Bitmeyen ve bitmeyecek telaşlarımız… Düşündünüz mü şu kadarcık zaman diliminde, okuduğunuz kadarıyla, buraya kadar ertelediklerinizi? Yığınla erteleme listesi gözünüzün önünden aktı gitti değil mi? Hem de ne akma, bir nehir gibi aktı gitti. Zaman zaman bu ertelemelerle ilgili olarak düşünsem de bilimsel olarak herhangi bir yaklaşımın olduğunu ne bir yer de okumuştum, ne de görmüştüm. Bazı şeyleri hayatımızda yaşarız ama onu anlamlandırma konusunda ciddi manada sıkıntılarımız olur. Bir yere temellendiremeyiz. Bu temellendirme olmayınca –kısmen kendim için– konular üzerinde düşünmez, teğet geçerim. Ancak bu yan gelip yatmama sebep olmaz, okumayı, araştırmayı, yeni bir şeyler öğrenmeyi hep kendi hayatımda düstur edinmişimdir. Gelişim...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HEP YARIMIZ…

“Nereye bakmanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Bu yüzden önemli olan her şeyi atladınız.” Sherlock Holmes / Bir kimlik Vakası Doğduk. Küçücük ve muhtaç doğduk. Ne bizim derdimizi anlayan birileri vardı, ne de anlatabileceğimiz bir dil. Tam değil; eksik doğduk. Yarımdık ve tam olmamız için büyümemiz gerekti o yüzden. Tam olmak için emdik, yemek yedik ve büyüdük. Ama hep yarımız biz.. Her zaman eksik, her zaman yarım… Bu yazının fikri bir arkadaşımın yazısını okumamla geldi. Aslında okuyamamamla birlikte geldi düşüncesi. Önce okumaya başladım yazıyı ama telefon çaldı; ona cevap verdim, bıraktım. Tekrar okumaya başladım; ocakta bulunan yemek tıslamaya başladı, bıraktım. Bu sefer okuyacağım dedim, her zaman izlediğim haber bülteni saati yaklaşmıştı, bıraktım. Baktım ki, ne ben kendimi verebildim yazıya, ne de çevrem, hiçbir şey izin vermedi okumama. Hiçbir şeyi tamamlayamıyoruz bu hayatta. Tamamladığımızı sanıyoruz sadece. Her işimizi yarım yapıyoruz mesela, her işimizi. Ya...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HENÜZ ‘OL’MADIK…

“Hamdım, piştim, yandım.” Mevlana Bu kadar iddialı bir söz kurmak, haddime düşmez. Sadece bir hatırlatma, zihinlere çağırma amacıyla yazdım üsteki anlamlı yazıyı. Ham olarak geldik dünyaya ve pişiyoruz hala. Yandığımız an öldüğümüz andır bana göre; zira ne zaman “oldum” desen, bilesin ki olmamışsındır; vardır bir noksanlığın. Kendini bilen insan, hep bir eksiktir, tam değildir. Ortalama 60-70 yıl süren bir yaşamda insanoğlu ne kadar tecrübe edebilir ki? Hele ki zamanı hep bir hedeflerle belirlenmiş günümüz insanın çağına uygun mudur bu? Peşinen söyleyeyim, hiç ama hiç sanmıyorum.  Elbette, olmayacağız diye vazgeçmeyeceğiz hayat gayemizden. Beklentilerimizi ertelemeyeceğiz, kolayca. Muvasalat etmeyeceğiz diye yola çıkmamak olur mu? Olmaz, tabi. Hep bir heyecan ile başladık eğitim-öğretim hayatımıza. Zaman zaman büyük hayal kırıklıları yaşadık. Yanlışlarımız oldu, doğrularımız da ancak hep mücadeleci davrandık. Lügatımızdan çıkardık derdim “vazgeç” kelimesini ama biz “me” ekle...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları… DÜNYA İÇİN KÜÇÜK, BENİM İÇİN BÜYÜK MESELELER…

Şuan bulunduğumuz zamandan tam 9 yıl önce rutin olarak yazı yazmaya başlamaya ve insanlarla paylaşmaya karar vermiştim. Zaman zaman bu rutine ayak uyduramamış ve yazılarımın zamanları sarkmıştı. Dolayısıyla süreklilik arz etmediği için de bir alışkanlık haline dönmedi. Şunu ifade etmeliyim ki, keşke yazmaya her ne koşulda olursa olsun devam etmeliydim, ancak “zararın neresinde dönersen kardır” anlayışıyla, tekrar yazmaya başlıyorum. Bundan sonra yazacaklarım, suya sabuna dokunur mu dokunmaz mı bilmiyorum ama yazacaklarım hakikaten dünya için küçük benim için büyük meseleler. Denizde bir damla olmanın ve kendi etki alanımda büyük olmanın hissiyatı ile yazacağım yazıları. Toplumu değiştirmek değil ama mikro ölçekte bireyi biraz olsun farkına varmasını sağlamak niyetim. Öyle boyumdan büyük cümleler kurup vaatlerde bulunmakta değil amacım. Tek düşüncem kendimi biraz olsun yazarak rahatlatmak, iyi hissetmek. Evet, sen kimsin ki yazı yazıyorsun diyebilirsiniz ama benim zaten bir şey olmak ...