Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HENÜZ ‘OL’MADIK…
“Hamdım, piştim, yandım.” Mevlana
Bu kadar iddialı bir söz kurmak, haddime düşmez. Sadece bir hatırlatma,
zihinlere çağırma amacıyla yazdım üsteki anlamlı yazıyı. Ham olarak geldik
dünyaya ve pişiyoruz hala. Yandığımız an öldüğümüz andır bana göre; zira ne
zaman “oldum” desen, bilesin ki olmamışsındır; vardır bir noksanlığın. Kendini
bilen insan, hep bir eksiktir, tam değildir. Ortalama 60-70 yıl süren bir
yaşamda insanoğlu ne kadar tecrübe edebilir ki? Hele ki zamanı hep bir
hedeflerle belirlenmiş günümüz insanın çağına uygun mudur bu? Peşinen
söyleyeyim, hiç ama hiç sanmıyorum. Elbette,
olmayacağız diye vazgeçmeyeceğiz hayat gayemizden. Beklentilerimizi
ertelemeyeceğiz, kolayca. Muvasalat etmeyeceğiz diye yola çıkmamak olur mu?
Olmaz, tabi.
Hep bir heyecan ile başladık eğitim-öğretim hayatımıza. Zaman zaman büyük
hayal kırıklıları yaşadık. Yanlışlarımız oldu, doğrularımız da ancak hep
mücadeleci davrandık. Lügatımızdan çıkardık derdim “vazgeç” kelimesini ama biz
“me” ekledik; çünkü biz eksilmemeliyiz, çoğalmalıyız. Dünümüz, bugünümüzden farklı
olmalı, bir kat daha artmış olmalı.
Telaşlı yıllarım oldu acaba “Ben de istediğim okula, üniversiteye gidecek
miyim?’ diye. Çok hırslandığım, çok
üzüldüğün günler de yaşadım. Değdi mi, değmedi elbet ama insan kendine söz
geçiremez ki o vakitler. Klasik öğüt satırları değil bunlar. Şu ana kadar dünya
üzerinde edilmiş tecrübenin sadece milyon da hatta daha fazlasından biri. Demem
o ki, şu günlerde tatlı bir heyecan içerisinde olan genç arkadaşlar,
kazandığınız okulun ya da kazanamadığınız okulun hiçbir önemi yok. Seciyeli bir
insan olmadıktan sonra şu kadar puan ile bilmem ne alanında sükse yapmış bir
okula girmeniz mühim bir olay değil. Dolayısıyla, binaları dolduran sıradan
insanlar değil, kendini dolduran ve taşan insanlar olmanız bu dünyanın geleceği
için çok daha müspet bir durum. Herkesin gittiği yerden değil, kimsenin girmeye
cesaret edemediği yollardan gidin. Gidin ki ben de o geç kalmışlık ruhumu
teskin edeyim. Mütemadiyen yaşadığım, kendimi sorguladığım anlar oldu ancak
vazgeçmedim çünkü henüz “ol”madım.
Hangi yaşa gelirsek gelelim kendimizi geliştirmeye devam etmeliyiz.
Okumak gerekiyorsa, okumalı; yazmak gerekiyorsa yazmalı; gitmek gerekiyorsa
gitmeliyiz; belki de sevmek gerekiyorsa sevmeliyiz… Bir umut için yaşamamalı,
bir bilginin sahibi olmak için yaşamalıyız. Boşa harcanan zamanın pişmanlığını
yaşasak da, durmamalı diğer yarınların tükenmemesi için kaldığımız yerden devam
etmeliyiz. Sevincimizi de hüznümüzü de sahiplenmeliyiz. Çünkü “ol”manın içinde
sevincimizde var, hüznümüz de...
19 Ağustos 2017 Cumartesi
Haftanın Kitabı: Heba / Hasan Ali Toptaş
Haftanın Kitabı: Heba / Hasan Ali Toptaş
Roman Hakkında: https://tr.0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSGViYQ
Yorumlar