Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HEP YARIMIZ…

“Nereye bakmanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Bu yüzden önemli olan her şeyi atladınız.”
Sherlock Holmes / Bir kimlik Vakası

Doğduk.
Küçücük ve muhtaç doğduk.
Ne bizim derdimizi anlayan birileri vardı, ne de anlatabileceğimiz bir dil. Tam değil; eksik doğduk. Yarımdık ve tam olmamız için büyümemiz gerekti o yüzden. Tam olmak için emdik, yemek yedik ve büyüdük. Ama hep yarımız biz.. Her zaman eksik, her zaman yarım…
Bu yazının fikri bir arkadaşımın yazısını okumamla geldi. Aslında okuyamamamla birlikte geldi düşüncesi.
Önce okumaya başladım yazıyı ama telefon çaldı; ona cevap verdim, bıraktım. Tekrar okumaya başladım; ocakta bulunan yemek tıslamaya başladı, bıraktım. Bu sefer okuyacağım dedim, her zaman izlediğim haber bülteni saati yaklaşmıştı, bıraktım. Baktım ki, ne ben kendimi verebildim yazıya, ne de çevrem, hiçbir şey izin vermedi okumama.
Hiçbir şeyi tamamlayamıyoruz bu hayatta. Tamamladığımızı sanıyoruz sadece.
Her işimizi yarım yapıyoruz mesela, her işimizi. Yarım seviyoruz, göz ucuyla. Yarım okuyoruz, aklımız başka yerlerde. Yarım dinliyoruz insanları, ne zaman susacak diye. Yarım iş yapıyoruz, bir an evvel bitmesi dileğiyle…
Şimdi bu yazıyı okudunuz  ama yarım okudunuz. Hiçbir şey yapmasanız bile müzik dinliyordunuz okurken bir taraftan ya da telefona baktınız mesaj var mı diye ya da saate baktınız ya da bir bardak su içtiniz susuzluğunuzu gidermek için. Yarım okudunuz o yüzden…
Şimdi telefondan uzaklaşın… Telefondan okuyorsanız "uçak modu"na alın.
Müziği kapatın…
Yalnız kalacak şekilde bir odaya geçin.
Bilgisayarınızdaki tüm sekmeleri kapatın.
Ve bu yazıyı baştan başlayarak tekrar okuyun. Yazının hakkını verin.
Ne iş yapıyorsanız hakkını verin.
Seviyorsanız sevginizi, sevişiyorsanız sevişmenin…
Dünyadaki en güzel şarkı söylenmiş; en iyi roman, en özgün senaryo yazılmış; en yaratıcı resim çizilmiş; en zor fotoğraf çekilmiş; en sıra dışı buluş gerçekleştirilmiş olabilir ya da tüm bunlar yapılmamış olabilir ama yapılmışsa tam, yapılacaksa da tam yapılmalı…
Sakın ola bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın, bunlar mükemmel olacak, olmalı anlamında değil.
Tüm bunlar beklenilen değeri vermediğimiz anlamında…
Çağımızın bize ne yazık ki bahşettiği olumsuzluklar….
Pekig bu yazıyı hakkı ile mi yazdım; orası şüpheli… Aylık ödemlerim geldi aklıma, telefonum çaldı, dışarıdan büyük bir gürültü geldi ve hakkını veremedim.
Lütfen bari siz yazdıklarınızın, sevginizin, işinizin, okuduklarınızın, eğitiminizin, kısaca yaşamınızın hakkı verin çünkü "hep yarımız…"

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAZILAMAMIŞ HİKÂYEM...

SINIFLANDIRMA...