Dikkat: Kitapları çocukların ulaşabileceği bir yere koyun!

Geçmiş zaman çok geçmişte kaldığında ve anı yaşamaktansa geçmişe dert yanarak birçok pişmanlıklar yaşar insan. Sızlanmalar, hayal kırıklıkları ve keşkeler… Bitmez tükenmez hayıflanmalar. Bu hayıflanmalar daha çok bilinçli bir birey olduğunda insanoğlu anlar. Biraz olsun düşünmeye başladığında pişmanlıklar birer birer beynini istila eder. O istila anında yapılması gereken tek bir şey vardır: bu tür düşüncelere hemen bir duvar örme. Duvarı ördüğün andan itibaren ve kendini tekrar kaybetmediğin sürece başarılı olursun ancak kendini kaybedersen tekrar başa dönersin. İşte bu pişmanlıklarımı anladığım ve tekrar düşmemek için kitap okumaya çalışıyorum. Bu kitap okuma süreci bana pahalıya patlıyor bunun sebebi de “ödünç kitap” okuyamam. İlk olarak böyle tespit etmiştim kitap satın alma konusundaki ısrarcılığımı. Fakat düşündüğümde farklı detayların olduğunu gördüm. 2001 yılına kadar kitap okuma alışkanlığım pek yoktu. Daha doğrusu olup olmadığını anlayacak bilince bile sahip değildim. Okumaya olan ilgim liseye başladığım yıllarda ortaya çıkmıştı ve benim en büyük kazancım diyebilirim. Değerli öğretmenlerimin ‘siz gazeteci olacaksınız, okumanız gerekir” telkinleriyle bilinçli bir şekilde okuma alışkanlığı kazandım.
Kitap okuma alışkanlığımın bu yıllara denk gelmesi, aslında ortalama her Türk aile toplumunda yaşanan durumun kendi ailemde yaşananların tezahürüdür. Çünkü kitap alma insanların ihtiyaç sıralamasında çok gerilerde. Hatta yeni yapılan bir araştırma da hala ilerleme kaydedilmediğini gösteriyor. Bu ihtiyacı sonradan kendi ailem içinde bir şekilde yıktım. Sonraları ailemde kitap okumaya başladı ancak 5-6 yaşlarında sadece kütüphanemizde gazeteden promosyonlardan alınmış kitaplar bulunuyordu. Biraz daha büyüyünce yazılarına resimlerine baktığım ansiklopedik kitapları okumaya çalıştığımda yaşıma uygun olmayan, ilgimi çekmeyen içeriklerle dolu kitaplar olduğunu anladım. İlerleyen zamanda ta ki lise yıllarına kadar kitap ile ilgili bir satın alma ilişkim olmadı. İlkokul ve ortaokulda kitapları sınıf kütüphanesinden ödünç alarak okumaya çalışıyordum ancak pek de ilgiyle kitap okumuyordum. Bir zorunluluk gibi hissediyordum. Gel zaman git zaman tabi bu düşünceden sıyrıldım. Lisede harçlıklarımdan biriktirdiğim paralarımla kitaplar almaya başladım. Kitapçılar, kitap almasak da benim ve çok yakın arkadaşım için bir gezme ve sohbet mekanı oldu. Tabi kitapların oldukça da pahalı olması -bir öğrenci için- kitap alma hevesimi kırıyordu. Şimdilerde kitaplara internet üzerinden raf fiyatının çok çok altında alma imkanımız var. 2000’li yıllardan bahsettiğim için Türkiye’de internet daha yeni patlamış ve yaygınlığı sonrasında katbekat artmıştı.  Zamanla değişen dünya standartları ile birlikte kendi kütüphanemi oluşturmak için kitap alma sıklığımı daha fazla olması için gayret ediyorum. Biyolojik olarak kendi genini bir sonraki nesle aktarma ve soyunun devamı gayreti içerisinde bulunan insan gibi bende bu kitap okuma ve kendi kütüphanemi oluşturma isteğimi bir sonraki nesle aktarmak istiyorum. İnsanın kendini bulması kendini tanıması için okumak temel gereklilik. Hatta Frederic Cros’un “Yürümenin Felsefesi” kitabında şöyle geçer: “Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil, içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkanını, yaşamın ilkesini bulmak. – Kitaplar gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır.”
İşte en azından çocuklarım için bırakacağım en büyük miras; bir yaşamdan öteki yaşama geçiş aracı olarak kullanacakları kitapları onların kolaylıkla ulaşabileceği bir yere bırakmak.

Taner Yapku
23 Eylül 2017 Cumartesi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAZILAMAMIŞ HİKÂYEM...

SINIFLANDIRMA...

Cumartesi’nden Pazar Yazıları…HEP YARIMIZ…