KAÇINMA
Yaşadığımız çağın bu kadar yorucu ve stres artırıcı bir haletiruhiye bürünmesi ciddi anlamda kişilerin psikolojisini etkilemekte. Zaman zaman insana dair ne varsa uzak kalmaya çalışmak, sadece kendinle baş başa kalmak ya da en kötü ihtimalle uzun süredir tanıdığın, zararsızlığından emin olduğun insanlarla bir araya gelip yine insanlardan uzak bir mekânda zaman geçirmek belki de insana en iyi gelen aktivitelerin başında geliyor.
Şehrin bunaltıcı ve gürültülü ortamı bilakis insanı gerim gerim geriyor. Buna ek olarak, ekonomik olarak belli bir standartlara ulaşamamış insanlar için şehirde yaşama stresi katbekat daha fazla artıyor. Geçen hafta insanlardan uzak ve uzun süredir tanıdığım, zararsızlığından emin olduğum dostlarımla bir araya gelerek bu anı yaşama fırsatı buldum. Herkese o kadar iyi geldi ki kimse şehre dönüp kaldığı yerden devam etmek istemedi ama bilin bakalım o küçük uzaklaşmanın sonu neyle sonuçlandı: Elbette şehre dönüp kaldığımız yerden devam etmekle.
Bilgiye olan ihtiyacımız, elbette insanlığın varoluşundan bu yana sürüyor. Ancak çağımızda yaşanan aşırı bilgi bombardımanı insanın stresini daha da artırıyor. Haberlerden haberdar olmak istesek de o haberlerin bize yaptığı olumsuz yüklemeler, yaşayacağımız en fazla 60-70 yıllık hayatın kalitesini daha da düşürüyor. Bu hayat kalitesini düşürmemek için kendimce birtakım önlemler aldım. Bunlardan birincisi, haberden kaçınmak ve ihtiyacım olanı kadar almak. Peki bu mümkün oluyor mu? Elbette hayır. Çünkü yaptığım iş gereği ne yazık ki gündemi takip edip zaman zaman ilgili kişileri bilgilendirmem gerekiyor. Bunu da elbette çağımızın fenomeni sosyal medya araçları ile takip ediyorum: X’ten takip ettiğim birtakım hesapların paylaşımları, trending topic’te konuşulan konular, WhatsApp ve Telegram’dan abone olduğum haber grupları ve elbette ki iş arkadaşlarımın mesajları bunlardan bazıları.
İkincisi ise günün sadece 10-15 dakikasında kendimle kaldığım, telefondaki bir uygulama ile yönlendirmeli meditasyon zamanları. Bu meditasyonların insan beynine olumlu katkıları olduğunu çok duymuştum ancak hiç hissedememiştim. Çünkü hayatın verdiği telaş ile 5 gün üst üste yapıyorsam, 6. gün yapmıyordum ve bir daha başa dönüp zinciri kırmamaya çalışmak oldukça zor geliyordu. Bunu ancak 60 gün üst üste yaptıktan sonra fark ettim. Ancak o zaman hayatımın ve çevremde olup bitenlerin farkına varıp an’da kalmaya başladım. Oturup bir şeyler yazmak, telefona gelen fütursuzca bildirimlerden kaçınmak o kadar imkânsız ki bu imkânsızlığı mümkün hale getirmeyi ancak kendimin yapabileceğini anladım. Dolayısıyla meditasyonun en büyük yararı, bu farkındalığı bana yaşatmış olması oldu.
Son zamanlarda dijitalleşme ile birlikte insan yaşamında olağanüstü gelişmeler yaşandı. Dijitale olan bağımlılık daha da artarken dikkat seviyemiz olabildiğince düştü. 24 saat elimizin altında olan telefonlar adeta vücudumuzun bir uzvu oldu. Nereye gidersek yanımızda olmaya başladı – tıpkı bu yazının temellerinin atıldığı bir tuvalet hikayesi gibi. Öyle bir duruma geldik ki odak noktamızı, konsantrasyonumuzu bilgi bombardımanı yaşadığımız çağda uyarılmalarla kaybettik. Her an başka bir uygulamadan gelen uyarılar bizim dikkatimizi çaldı. Sürekli çevrim içi olma durumu kendimizle baş başa kaldığımız anları azalttı hatta yok etti. Bu yazının yazılması da aslında bu nedenden ötürü. Kendimle kaldığım, okumak istediğim her anda telefonumda olan bir uygulamanın bildirimiyle irkildim. Bu uygulamalar sürekli beni uyararak gerekli gereksiz her türlü bilginin içinde olmama neden oldu ve olmaya devam ediyor. Her işin içinde olmak, her bir bilgiye maruz kalmak insanın yorgunluğunu atmak için eline aldığı telefonla birlikte daha da yorgun hissetmesine sebep oluyor.
Öte yandan, tüm bunların yanında tabi ki bir de dijital araçlara ve sosyal medya araçlarına olan bağımlılığımız var. Uzak kaldığımızda birçok şeyi kaçırıyormuşuz gibi davranmamız. Ne yazık ki bundan sıyrılmak o kadar zor ki. Hiç elime almayayım dediğim günlerde inanılmaz olağanüstü olayların gerçekleşmesiyle birlikte "Bakın, bunu kaçırdınız" nidaları bilakis bu işi bir daha yapmamaya itiyor. Dolayısıyla bu durumdan sıyrılmak her babayiğidin harcı olmuyor. Bu kadar yoğun geçen hayattan haberden kaçınmak ve beni bu yazıya sürükleyen en temel unsur, haberlerden kaçınma isteği. Fakat bu namümkün, onu anladım. Ancak nasıl kontrol altına alırım, elbette biliyorum. Bunu uygulamak ise işte büyük erdemin ta kendisi.
Bu konuyla ilgili bir şeyler yazma isteği geldiğinde, ilginç bir şekilde konu ile birebir örtüşen araştırmalar buldum. Araştırmadaki sonuçlarla, benim haberden kaçınma isteğim ile ilgili ciddi anlamda örtüşmelerin olduğunu gördüm.
Örneğin, “Sosyal Medyada Enformasyon Yoğunluğu ve Haberden Kaçınma Davranışları Üzerine Bir Araştırma” başlıklı makalede bir bölüm ilgimi oldukça çekti.
“Kasıtlı haberlerden kaçınma ise, çeşitli etkenler sonucunda haberlere karşı bilinçli bir isteksizliği ifade etmek için kullanılır (Edgerly, 2017). Kullanıcılar; haberlere güvenmedikleri veya siyasete ilgi duymadıkları için (Ksiazek, Malthouse ve Webster, 2010; Tsfati ve Cappella, 2003), ana akım medyaya karşı şüpheci bir tavırla yaklaştıkları için (Toff ve Nielsen, 2018), haberlerde gösterilen olumsuz durumları izlemek kendilerini üzgün, güçsüz veya depresif hissettirdiği için (Reuters Institute Digital News Report, 2017, 2019), ulusal ve küresel olayların haberlerde çok fazla ele alınması sonucu hissedilen aşırı haber yükü nedeniyle (Pentina ve Tarafdar, 2014), medyayı aşırı kullanmaktan ve bağımlılıktan korktukları için (Aharoni vd, 2021) ya da yeni medyanın sunduğu sonsuz seçenek akışından kaçmak için haberlerden kaçınabilmektedir (Akyüz ve Akpınar, 2013).”
Özellikle, haberlerde gösterilen olumsuz durumları izlemek kendilerini üzgün, güçsüz veya depresif hissettirdiği ve medyayı aşırı kullanmaktan ve bağımlılıktan korktukları için yapılan atıflar, belki de beni en iyi tanımlayan ifade olduğunu söyleyebilirim.
Bunun yanında, bu makalenin sonuç bölümünde, haberden kaçınma tutumu gösteren yaklaşık her 5 katılımcıdan biri kendisini sık ve çok sık şekilde haber takip etmekten uzak tuttuğunu belirtmekte ve haberlerden kaçınma ihtiyacı duyduğunu belirtenlerin önemli bir bölümü, haberlerin kendisini zaman zaman güçsüz ve üzgün hissettirdiğini ifade etmektedir (Akyüz ve Akpınar, 2013).
BBC’de okuduğum bir habere göre ise bu araştırmayı yine destekler nitelikte sonuçlar var. “Reuters Dijital Haber Raporu 2023: Haberlere ilgide keskin bir küresel düşüş var” başlıklı haberde, 2017'de dünya genelinde insanların yüzde 63'ü haberlerle çok ya da yoğun ilgi gösterdiğini söylerken, bu oran 2023'te yüzde 48'e düştüğünü ifade ediyor.
Sonuç olarak, dijital çağın getirdiği bilgi bombardımanı ve sürekli çevrim içi olma hali, hem zihinsel hem de duygusal olarak bizleri oldukça yoruyor. Hiçbir şey yetmezmiş gibi strese bizi öyle sürüklüyor ki insanın hiçbir şey yapası gelmiyor. Sanırım hayatın getirdiği bu kaçınılmaz dijitalleşme ile baş edebilmenin en önemli yolu, teknolojiyi yönetmek ve onun bizi yönetmesine izin vermemek. Mümkün mü? Yaşayıp göreceğiz ya da göremeyeceğiz.
Taner YAPKU – 22 Eylül 2024 Pazar
Kaynaklar:
Akyüz, S. S., & Akpınar, G. (2023). SOSYAL MEDYADA ENFORMASYON YOĞUNLUĞU VE HABERDEN KAÇINMA DAVRANIŞLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA. Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Araştırmaları Dergisi, 13(1), 1-22. https://dergipark.org.tr/en/pub/e-kiad/issue/78531/1277367
https://www.bbc.com/turkce/articles/cgrm0798z3zo
Yorumlar