Kayıtlar

Ağustos, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BENİM BIRAKTIĞIM YERDEN SEN BAŞLA

Sana, Benim bıraktığım yerden sen başla yazmaya... Ne zaman seni anlatmaya çalışsam yetersizliğim meydanda... Ne zaman dudaklarından öpsem, bir şiir gelir aklıma... Şairin adı Cemal Süreya... Bak kaldım yine öylece, vuramıyorum artık tuşlara... Vakit geldi galiba tuşlarla ayrılmaya Kurduğum devrik cümlelerin en kıyağı bu ya İçinde sen olansın bunu anla... Benim bıraktığım yerden sen başla okumaya Kulağıma fısıldadıkça Hasret bitecek o anda Benim bıraktığım yerden sen başla yazmaya... Taner YAPKU

UNUTMAK ZOR, HATIRLAMAK KOLAY

Duygusuzluktu belki bana bu cümleleri yazdırtan. Belki de yaşadığım aşkın büyüklüğünden, Harflerin küçük kalışından. Sevgimin baki, hayatın kaçınılmaz değişkenliğinden. Gurumun elvermezliği ya da aceleciliğimin kurbanı oluşumdan. Yeryüzünde tekliğime karşı ikinci beni bulmaya çalışmandan. Ve ya sevgi sözcükleri yerine her daim beni ‘yok’ görmenden Ya da insanlara güçlü, sana zayıf kalışımdan. Satırların alt alta dizilişi bu yüzden, Unutmanın zor, hatırlamanın kolay olmasından… Taner YAPKU

SEPKEN

Sabah yine aynı rüzgarın sesiyle kalktım. Aynı üşütme ve başağrısıyla rüyamı sonlandırdım. Yine veda zamanıydı geceye, Bir hoşgeldin çaktım gündüze. Kelepçelesem durmazdı karanlık, Demir parmaklık gibi karşısına çıksam Ezer geçer aydınlık. Sepken gibi bir aşkın kuklasıydım Gündüzü karanlığa boğacak kadar. Taner YAPKU

ANNE, SAVAŞ BAŞLADI BİZİM BURADA...

Resim
Anne ben iyiyim aslında bakma yazıdaklarıma... Bizim burada savaş başlamış olsa da bir gün bitecek ümidiyle pişiriliyor yemekler. Sonra da tatlılarımız geliyor büyük bir patlamayla. En son yediğim halka tatlıdan, çok şekerlisi bana düşüyor. Bak kağıt sesleri bastırıyor bombaları. Silahtan çok kalemin gücüne inanların sesleri bu. Ama bazen dua ediyoruz yakınımıza bir yere bomba düşsün diye. Çünkü toprakla buluştumu metal büyük bir ışık saçıyor. Artık ne yazarsak bizim için o kar oluyor. Yok yok anne, korkma ben öleceğim diye. Kağıt kalemi eline almış herkes sırasını bekliyor. Tüfekten çok kalem var burada... Bizim buarada işler böyle yürüyor. Birbirimiz için ölüyoruz, ölmek zorundayız geride kalanlara bir şeyler yazmak için. Bu vakit mektup yazma zamanı... Aceleyle cümleleri kurup, yazım hatasına bakmıyoruz, kusura bakma... Bir arkadaşımda yarine mektup yazacakmış, kağıdımın yarısını ona vereceğim; kısa keseceğim muktubumu bu yüzden darılma bana. Dedim ya işte birbirimiz için ölüyoruz. ...

HOŞGELDİN ÖLÜM

Toprak doymuyor ki insana ben suya doyayım. Su gibi akıp giden yıllara niye ağlayayım. Mezar taşları hatırlatır yaşımın kaç olduğunu Niye sorayım Azrail’e neden beni bulduğunu. Yaşamak zorsa ben kolayı seçiyorum Hoş geldin “ölüm” seni bekliyorum... Taner YAPKU

YETİŞEMEDİKLERİM VE BEKLEDİKLERİM

Hangi kelimenin önce geleceğini bilemedim. Hangi akımı benimseyip ona göre yazacağımı ise düşünemedim... Ne beynime yetişebildim ne kalemime.. Ne defterim yettiNe de param... Bir yetişememelik alıp gitmişti başını... Hatta ’yetişememeliğe de’ yetişemedim.... Sonra şöyle arkama baktım... Nelere yetişememiştim... Mesela onurlu bir savaşa, Derin, saf duygularla yaşamaya, Babamın zamanına, Annemin sessizce akan göz yaşlarına, Dostumun aşkına, Sevgilimin aldatma hızına, Yeni çağa, Klonlanmış kişiliklere, Otobüse, Trene, Uçağa, Sonra kız arkadaşıma, Aşkıma yetişememiştim... Sonra yetişemediklerimi bekledim.. Gelmediler... Pes etmedim nüfusu kalabalık listemi daha da kabartarak beklemeye devam ettim.. Kimler yoktu ki bu bekleyişlerde. Eski bilyelerim vardı mesela... Sonra tamamlayamadığım cümleler, Tanımadığım insanlar, Tanışacağım insanlar, Yaşayacağım aşklar, Kıracağım kalpler, Her kış göç eden kuşlar, Yitip gitmiş beşerler, Dedemler, Ninemler, Banyo sonrası el öpmeler, Duvarın arkasında sa...

AYIP

Bir ayıbın iki yarısıydık biz, Bu yaptıklarımıza ayıp denirse. Taner YAPKU Not: Cemal Süreya, her zaman okumaktan zevk aldığım bir şair. Ve büyük üstada ithaf ediyorum. Saygılar..

KAÇAK YAPIM

Hayatımın düzensizliği şehrimden belliydi İmara açık ya da kapalı yüreğimi işgal eden Gece kondular sana yer bırakmadı Sen benim kaçak yapılarda Doruğa çıkan en nadide müstakilimsin… Taner YAPKU Şiirin Hikayesi: Bir sabah uyandığımda pencereden dışarı baktım ve betonlarla kaplı şehri gördüm. Eskiden gördüğüm doğa güzellikleri yoktu. Tıpkı eski aşkım gibi... Ondan sonrası sadece arayıştı. Ve bu dizeler planlanmış gibi kağıda döküldü... Saygılarımla...

UZUN AŞKIN KISA LAFI

Uzun aşkın kısa lafı vardı ’seni seviyorum’ diye Cesaret isterdi bu sözleri telaffuz etmeye Bir taş vardı ağacın gölgesinde Gölge kadın oluyordu kendi şeklinde Taner YAPKU

İKİ DURAK, İKİ DUDAK ARASI

Otobüse bindim 4.20’de İndim sonra bir durak ötede İki durak arası söyledim İki dudak arasındakileri Bu kadar kısaydı aşk serüveni Taner YAPKU

YETERSiZİM

Yetersizim seni sevmekte... Bana göre uçsuz bucaksız bir çöl kadar büyük sevgim... Ama sana göre 'hiç sevilmemiş bir kadınsın'. Dünyada görebileceğim, hissedebileceğim, arzulayabileceğim, yegâne insandın benim için. Belki de bu yaftadan dolayı ödemekteyim, hayatın faturasını 'yalnızlık' olarak... Ya da senden başka bir kadını kaldıramayacak kadar takatsizim, biraz da bencil. Ya da sen yoksan, ben hiç yokum diyecek kadar cesaretli biriyim. Hangisi doğru bilemem ama telefonumun 'Gidenler' kutusunda sana yazılmış mesajlarla dolu. Telefonda 'gidenler' diye kayıt altına alınsa da, sana gönderemediğim gerçekler onlar. İşte bu yüzden cesaretsizim sanırım... İtiraf edemeyecek kadar. Hatta bilgisayarlarda bulanan 'Geçmişi Sil' butonu bulduramayacak kadar... Sana, ağaçlar, dereler, çimler, hayvanlar, köyler, yaylalar, dağlar arasında yani doğal ortamlarda yazılmış bir şiirim yok. Ben seni şehre göre sevdim çünkü... Şehre göre yazdım şiirimi... Kalabalıklar...