Kayıtlar

Ekim, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YÜKSEK RAKIMLI AŞKLAR...

Biz nefes almayı sıradanlaştırmadık hiç bir zaman. Her nefes alışımızın nedenini belirttik. Her nefesimizi bir nedene bağladık; nedensiz bir hayat olmayacağı için... Böyle düşündük, böyle söyledik söyleyeceklerimizi... Biz yaşanan yüksek rakımlı aşkların tanıklarıydık kimi zaman... Kimi zamanda ta kendisiydik. Doruğa ulaşmak için ne kadar çabaladıysak, o kadar yorulduk... Nefesimizi kesti vardığımız yükseklikler... Ama biz yılmadık; çünkü biz yüksek rakımlı aşkların öznesiydik. Zirve bizim için ulaşılmaz değildi; ta ki biz ulaşılmaz görene kadar... Dağın her yamacında soluklandığımızda başımızı kaldırdık baktık gök kubbeye. Gülümsedik birbirimize... Yerden yükseldikçe nefes almakta zorlandık; ta ki birbirimizin nefesi olduğumuzu anlayana kadar... Bundan sonra hiç bir zirve zor gelmedi bize. Rakımı ne olursa olsun demedik; keza biz yüksek rakımlı aşkların adamıydık... Soluksuz bırakanlara değil, soluk verenlere sarıldık. Terk etmek yoktu bizim lügatimizde; çünkü biz nefes olmaya söz ver...

ÇOCUKLUĞUMUZ GEÇTİ BURALARDAN GÖREN OLDU MU?

Biz bu mahallede kurulan cümlelerin satır aralarında büyüdük. Yamalı asfaltlar bizim sınırlarımızı gösterirdi. Boyası dökülmüş evlerin bahçe duvarlarının önünde sevişirdik. Parmak hesabına gerek duymadan kafadan yapardık hesaplamaları. Mektuplarımızı postaneden değil, kiremidi kırık duvarların içinden alırdık hava kararınca. Gören olmasın diye yorgan altından okurduk; hoş karanlıkta nasıl okunursa… Pek anlamazdık zaten yazılanları iki kelimenin yoklamasını alırdık sadece: ‘Seni Seviyorum’… — Burada… İnci gibi yazılmış yazılara gıptayla bakarken, bizim yazdığımız mektuplar modern çivi yazısını oluşturuyordu. Bizi çirkin yazılarımızdan tanırdı kızlar… İlk öpücüğü de mektuptan atmıştı. Sabaha kadar uyumadık tabi, koynumuzda mektup; sanki o var gibi… Sıralarda uyuya kaldık ertesi gün. Hoca dikilirdi tepemize yazılı-sözlü yapardı. Alırdık yine zayıfı. Oysa biz mektuba çalışmıştık dün. Her kelimenin anlamını bulmuştuk kırmızı kaplı sözlüğümüzden ve birer kez cümle içinde kullanmıştık onları...

YAZDIKLARIMIN SONUNCUSU SANA AİT...

Yazdıklarımın sonuncusu sana ait... Başlığı sen... Konusu yine sen... Kavramlar istilasına uğramış beceriksiz bir yazar gibi, sana ait olanları anlatmaya çalışmamda bundandır. Sana ait olanlardan bahsedememe yeteneksizliğimin temel sebebi yine sana ait olma hissidir. Yaşanacak aitlik kavgalarımızda bizimdir; ancak kavga sebebi başkasına aitliğini kabul ettirmekse, sen bana hiç bir zaman ait olmamışsındır. İşte o zaman ben, aitlik kavgası veren yorgun bir savaşçı, sen ise manipülasyona uğramış aitlik kavramının başrol oyuncusu... Bana aitliğin ne zaman gark eder bilmem ama kullandığım her kelime bana aittir. Keza böyle olmasa bundan sonra yazacaklarım benim fikrim olmayacaktır. Jakoben bir fikir ile yaşamanın sonu ise aitlik duygusundan yoksun, karanlıklar içerisinde bir dünyadır. Oysa bize bahşedilen kendi aitliğimizi yaşamaktır. Hem de gündüz gözüyle... Belki de buraya kadar yazılan aitlikle ilgili düşünceler, anti-tez ile çürütülebilir. Kimse kimseye aitte olmayabilir. Ama şöyl...